CORONA VİRÜS’ÜN İVMELENDİRİCİ ETKİSİ (DİJİTALLEŞMENİN ÖTESİNDE)

 In Corona Diaries

For English: noa-agency.com/corona-as-an-accelerator

 

MAKRO DÖNÜŞÜMLERİ ANLAMAK İÇİN BİR REHBER…

‘Dönüşüm’ kelimesi bazen tekerleme gibi çok söylendiğinde anlamını yitirse de, son yüzyılı en iyi tanımlayan kelimelerden olabilir. Grafikte de görüldüğü üzere bunun en büyük sebebi, dünyayı değiştiren icatların eskiden yüzyılda bir olurken şu anda bir yüzyılda birkaç yüz adet oluyor olması. Bu noktada dünyanın makro gidişatını bilmek ve buna ayak uydurmak, hem bireyler ve topluluklar hem de şirketler için oldukça yaşamsal.

Hemen hemen her gün gündemimde olan “Dünyada yeni ne oluyor, nasıl makro trendler doğuyor?” araştırmaları, bugün Corona ile daha çok anlam kazandı. Farkettim ki; bir süredir dönüşmekte olduğumuz birçok konuda Corona bize dev bir katalizör, kaldıraç oldu. Bir süredir süregelen değişimleri beklenmedik bir şekilde hızlandırdı. Üstelik, dijitalleşme ve uzaktan çalışma gibi herkesin üzerine konuştuğu kavramların ötesinde etkilerden bahsediyorum.

Birkaçını paylaşmak istedim:

 

1. ‘İNSANLIK TEKNOLOJİYİ GEÇİYOR’

Özetle her konuda o kadar teknoloji odaklı düşünüyoruz ki işin odağındaki insanın iyi halini göz ardı ediyoruz. Teknolojik gelişmelerin tutkusu ile çalışırken insani bakış açısını en geri plana atıyoruz. Endüstri 1.0, 2.0, 3.0, 4.0… Japonlar buna karşılık olarak bir süre önce Toplum 5.0’ı ortaya sürdü; big data, yapay zeka gibi endüstriyel devrimin en son ürünlerini sosyal problemleri çözmek için kullanan yeni bir toplum yapısı. Tüm dünyada insana iyi hissettirmeyi amaçlayan akımlar giderek artıyor. İskandinavlar Hygge, Japonlar İkigai, diyor.

Bu sadece ürünlere dair akımlara değil, bir süredir iletişime de yansımaya başladı. En yeni nesil dijital ürün olarak bildiğimiz Netflix bugün hesabını Netfliks olarak güncelledi, 2 milyon takipçili hesabından sanki bir kişiymiş gibi konuşuyor. Her sektör artık insanı tüketici ötesi insan olarak düşünüyor. Örneğin; insan kaynakları… Bir süre önce çalışanları yetenek diye tanımlamaya başlarken şu an birey olarak tanımlıyor. Önce birey olarak onları iyi hissettirirsek, gerçek potansiyellerini gerçekleştirebiliriz, diyor. Yeni yükselen tüketici profilinden biri de ‘Anti-mükemmeliyetçi’ler olarak tanımlanıyor; teknoloji ile mükemmelleşen her özelliğe karşı olduğu gibi kalmak ve yaşamak isteyenler…
Tonlarca örnek sayabilirim.Bugün öyle bir düzendeyiz ki aslında ne zamandır geri plana attığımız ve bir süredir öne çıkarmaya çalıştığımız insanın varlığı olmadığında sistemlerin çoğunun çalışmadığına tanıklık ediyoruz.

 

2. ‘KÖKLERE GERİ DÖNÜŞ’

Yine adı gibi, özümüzde olana özlemle köklerimize geri dönmek istiyoruz. Harcamalarımız ve alışkanlıklarımız da bu yönde değişti. Kendi bitkimizi evimizde yetiştirmeyi beceremezken ekolojik aktivitelere, doğal turizme merak sardık. Hayatımızdaki uluslararası zincirleri azalttık; mahallemizdeki lokanta, kahveci, dükkan  bize çok daha iyi hissettiriyor. İçinde kendimizi kaybettiğimiz 1 yılda 12 sezonluk hızlı moda, yerini sürdürülebilir modaya ve hatta terzilere bırakmaya başladı. Bu özlem, bu harcama etkisi markaların yeni çıkardığı ürünlerdeki tonlardan dokulara, yaptığı iletişim faaliyetlerinden marka duruşlarına kadar birçok alanda bir süredir yoğun olarak hissediliyor. En global markalar bile yerelliği stratejinin ötesinde bir ruh olarak adapte ediyor.

Şu anda yaşadığımız bu izolasyon, aslında etrafımızdakiler ile yaşamayı bize öğretiyor. Hem de gerçek anlamıyla. Şu an camdan gördüğüm ufak bahçeye bakıyorum ve diyorum ki, “Belki de ekip biçmeyi bilsek ya da birisine ekip biçtirsek bu alan etraftaki tüm evlere yeter.”.

 

3. KAYBOLAN ‘AMAÇ’ GERİ GELİYOR

İnsan olarak bizi biz yapan en önemli unsurlardan biri ‘aidiyet hissi’. Kurduğumuz derin ilişkiler, yarattıklarımız, ürettiklerimiz ile bunu hissediyoruz. Sanayi devriminin başlattığı kırılımlardan biri, her şeyin ufak parçası olan insanın kendini hiçbir şeye ait hissetmemesi. Bir ürünün üretiminde, dağıtımında, iletişiminde herkes sadece ufak bir döngünün parçasıysa insanlar nasıl bu ürünü kendisi ile içselleştirebilir? Üstelik bir de bugünün hızlı tükenen dünyasını düşündüğümüzde. Gerçekten neye aitiz, nasıl bir değişimin, üretimin parçasıyız? Özellikle adı WHY (NEDEN)’den gelen Y jenerasyonunun ve sonrasındakilerin hayatında en çok hissetmek istediği konu ‘AMAÇ’.

Öyle ki büyük kurumsal şirketler bile bu amacı ana stratejileri yapıyor.
AMAÇ (PURPOSE) iki anlamı ile beraber tanımlanıyor.
1. Kendini aşan ulvi amacın. Örneğin; dünyada yaratıcılığı arttırmak, iyi yaşamı ulaşılabilir kılmak, paylaşmayı arttırmak…
2. Bir hedefe ulaşmak için oluşturduğun amacın: Karlılığın, işinin büyümesinin.

Aslında öyle bir çember ki amacın büyüdükçe dünyaya iyi geliyorsun, dünyaya iyi geldikçe karlılığın artıyor, karlılığın arttıkça işin büyüyor.

Şu an, elimizden birçok şeyin alındığı bir dönemde kendimizle baş başa kaldığımız anlar ya da ailemizle olduklarımız sanırım hepimiz için “Bu hayatta ne yapmak istiyorum, bu dünyanın neresindeyim?” sorusunu beraberinde daha da çok getirecek. Umuyoruz ki kapitalizmin bu dönüşümü yükselen amaç ile hızlanacak.

Corona dünyasının hızlandırdığı diğer akımları haftaya paylaşacağım.

 

Sağlıkla kalın.